Nov 212010
 

Aslında o gün bugün değil, sakalıma ak düşeli belki de iki yıl oluyor. Fakat iki yıl önce sadece tek bir beyaz tane vardı. Geçtiğimiz Salı sabahı ise, eşimin tabiriyle “hoca sakalı” halindeki sakalımda daha fazla beyaz taneler farkettim. Saçımın beyazlamasına alışmıştım zaten ama sakalımın beyazlamaya başlaması sanki biraz ağır geldi. 30’a 2 kala düşünceler zaten derinleşmişken bir de sakalların beyazlaşması iyice melankolik bir ruh haline sürükledi beni.

Sanki yakınlardaki şelaleden düşmemek için akıntıya çırpınıyor gibi hissediyorum. Sağa ya da sola gitmem değil, bir şekilde akıntıdan kurtulmam önemliymiş gibi hissediyorum. Hafta boyunca bu yüzden defalarca radikal kararlar alıp, istifa etmeyi ve hatta programcılığı tamamen bırakmayı bile düşündüm. Belki aslında sığ bir suda çırpınıyorumdur ve ayaklarımı yere basmaya çalışırsam ayağa kalkıp yürüyerek çıkabilir ve istediğim yöne gidebilirmişim gibi geliyor. Tüm bu düşüncelerin ardından suyun derinliğini bilmeyişim, kendimle birlikte sürüklediğim diğer insanların oluşu gözümü korkutuyor yine. Belki de bu gibi geri dönüşler, sakallarım tamamen ağarana kadar aynı çırpınışları sürdürmeme bile neden olabilir. Belki de bu bir tür korkaklıktır, bilemiyorum.